Italyan Yeme-İçme Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Italyan Yeme-İçme Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2008 Pazar

Londra’nın ünlü Yemek ve Şarap Okulu Divertimenti’de Italyan Mutfağı’nın Sırları



Londra’nın en ünlü Yemek ve Şarap okullarından biri olan Divertimenti’de ünlü şeflerin ders verdiği ya da konuk olarak katıldığı birbirinden keyifli kurslar yapılır ve eğer çok önceden yerinizi ayırtmazsanız istediğiniz kursta hiçbir zaman yer bulamazsınız. Ben de ne zamandır İtalyan yeme-içme kültürü ile ilgili kurslara katılmak istiyor ve her seferinde erken davranamadığım için istediğim tarihlerde yer bulamıyordum. Sanırım bu sefer şeytanın bacağını kırdım, zira bir değil iki kursa birden yerimi ayırtmayı başardım.

İlki 5 Ekim’de katılacağım Secrets of an Italian Mama's Kitchen: Pizza & Focaccia, yani İtalyan Anne Mutfağı’nın Sırları: Pizza ve Foccacia. Toskana’lı aşçı ve eğitmen Olivia Greco’nun anlatımıyla halis İtalyan pizzası ve foccacia yapmanın püf noktalarını öğreneceğiz sınıfça. Kursun sonunda kendi açtığımız hamurlarla hazırladığımız pizza ve foccacia’ları İtalyan şarapları eşliğinde tadacağız.

Katılacağım ikinci kurs ise 9 Ekim’de... A Gourmet Tour of Piemonte and the Italian Alps / Italyan Alpleri ve Piemonte Bölgesine Uzanan Gurme Yolculuk...Milano ve Napoli’de yetişen ve şimdi Londra’da yaşayan İtalyan şef ve mutfak eğitmeni Jane Acton-Bond, bizi Piemonte’nin ve İtalyan’ın diğer dağlık bölgelerinin görkemli ve içimizi ısıtacak yöresel mutfağı ve sonbahar lezzetleri ile tanıştıracak. Pazardan taze taze alınan trüf mantarı, kestane, porcini manatarı ve balkabağı gibi mevsim yiyecekleri ile Alp Dağlarında yaşayan yerel halkın pişirdiği lezzetleri bizzat keşfedeceğiz. Daha sonra hep birlikte kremalı porcini mantarlı risotto, biberiye ile aromalandırılmış ricotta peyniri ve balkabaklı ravioli, fırında pişirilerek içindeki dağ peynirlerinin erimesiyle muhteşem bir lezzete ulaşan bir çeşit pide, ağır ateşte ardıç meyvesi ve kırmızı şarapta pişirilen lezziz etler ve bademli polenta tatlısı gibi kulağa muazzam gelen lezzetler yaratacağız. Bu gurme seansın sonunda otlar, baharatlar ve grappa ile hazırlanan Piemonte yöresine özgü bir kahve olan Caffe Valdostana içeceğiz.

Tabii ben Istanbul’a döndüğümde burada öğrendiğim sırları Meditrina’nın yeni şefi Luigi’ye aktarıp, onun da yorumları ve önerileri ile denemelerini yapacağımız yeni lezzetleri kış menümüze katmak için sabırsızlanıyorum...

www.divertimenti.co.uk

10 Kasım 2007 Cumartesi

La Famiglia'da Beyaz Trüf gecesi...


Malum, Kasım ayı ile birlikte beyaz trüf sezonu başladı. Ben de Meditrina'da organize edeceğimiz Beyaz Trüf Festivali öncesi, daha önce gidip beğendiğim, hakkında hep olumlu yorumlar duyduğum, Londra'nın rustik Toskana restoranlarından biri olan La Famiglia'da eşimle birlikte bir beyaz trüf gecesi yaşamak istedim.

Önce kısaca bu restoranı tanıyalım. Londra'nın köklü İtalyan restoranlarından olan La Famiglia 1975 yılında kurularak, Chelsea'de bulunduğu muhit olan The World's End'den (Dünyanın Sonu) esinlenerek 'Dünyanın bittiği yerde Toskana başlar' sloganıyla yola çıkmış...İtalyanca 'Aile' anlamına gelen La Famiglia, baba Alvaro Maccioni tarafından kurulmuş; şimdi baba Maccioni restoranı kızı Marietta ile birlikte yönetiyor. Malzemelerin tazeliği, mevsimine göre malzeme kullanımı, abartıdan uzak, basit sunumları ile övünüyorlar. Restoranın dekorasyonu ise son derece sade, yerler ve duvarların bir bölümü mavi ve beyaz tonlarının öne çıktığı fayanslarla kaplı. Duvarlarda basit çerçeveli siyah-beyaz fotoğraflar asılı. Restoranın üzerinde bulunduğu küçük caddeye cephesinin olması ortamına hoş bir hava katıyor.

Restoranın kurucusu Alvaro'nun ilginç ve renkli bir geçmişi var. Toskana'lı Alvaro 1958 yılında geliyor İngiltere'ye. O yıllarda yaşanan trattoria patlamasının meyveleri olan Mario ve Franco adlı restoranlarda garson ve mutfak şefi olarak çalıştıktan sonra King's Road'da kendi lokantasını açmaya karar veriyor. Alvaro's adını verdiği lokanta o kadar popüler oluyor ki en sonunda numarasını telefon rehberinden çıkarıyor. Bu mütevazı restoranın ünü Bridget Bardot, David Bailey, Michael Caine, Jean Shrimpton ve Prenses Margaret'in de aralarında bulunduğu bir çok ünlüyü ve asilzadeyi cezbedecek kadar yayılıyor. Alvaro bir gece klubü ve bir dizi restoran daha kurduktan sonra 1972 yılında sahip olduğu herşeyi satarak İtalya'ya dönüyor. Sadece üç yıl sonra Londra'ya dönerek o zamanlar şimdikinin 5'te biri kapasitede olan La Famiglia'yı kuruyor.

Zeytinyağının eczaneden alındığı, güneşte kurutulmuş domatesin müşteriler tarafından anlaşılamadığı günlerde kurulan restoranda Alvaro cesur olmayı ve insanları gerçek İtalyan mutfağı konusunda eğitmeyi ilke edinmiş. Başarısının diğer sırlarından beri ilk günden beri kilit noktalarda bulunan personelin değişmemiş olması. Mutfak şefi Quinto Cecchetti, ilk günden beri La Famiglia ekibinde yer almış. Maitre d' Gigi ise Alvaro'nun ilk restoranı Alvaro's zamanından beri ailenin yanında. Restoranın mönüsü bile ilk günden beri çok radikal değişimler geçirmemiş ve özünü korumuş.

Gelelim bizim tecrübemize...Bir Cuma gecesi, saat 9'a doğru restorana vardık. Kapıda sıcak bir şekilde karşılandıktan sonra cam kenarındaki masamıza oturtulduk. 50 yaşlarında, eskilerden olduğu belli olan, tecrübeli bir Italyan garson bizimle ilgilendi. Ben başlangıç olarak prosciutto'ya sarılarak fırınlanmış füme scamorza peyniri ve tavada kızarmış kabak çiçeği ısmarladım. Ercanın başlangıç tercihi ise her zamanki gibi melanzane'den yanaydı. Ana yemek olarak, gecenin amacı olan taze beyaz trüflü risotto söyledim. Ercan ise ıstakozlu spagetti istedi. Şarap olarak Chianti Ruffino'nun iyi gideceğini düşündüm.

Yemeklerden önce ekmek, grissini ve yeşil zeytin ezmezi geldi. Ekmekler etkileyici olmaktan uzak, yeşil zeytin ezmesi ise çok lezzetliydi. Benim başlangıcım biraz hayal kırıklığı yarattı, zira prosciutto son derece tuzlu ve biraz sertti, nefis tattaki erimiş scamorza peynirini gölgeliyordu. Ercan ise domates soslu fırınlanmış patlıcan ve mozzarelladan oluşan yemeğinden son derece memnundu. Ortaya istediğimiz kabak çiçeği kızartması ile yüzüm yeniden güldü. Altın renginde, incecik bir kabukla çıtır çıtır, enfesti. Ana yemekler için ümit verici bir gelişmeydi bu. Başlangıçların hepsini sonuna kadar yedikten bir süre sonra garsonumuz ana yemeklerimizi getirdi. Garsonumuz sade risottomu ve Ercan'ın spagettisini servis ettikten sonra, elinde hassas terazi, mandolin denilen özel trüf rendesi ve nihayet beyaz Alba trüfü ile Maitre d' çıkageldi. Önce trüfü tarttı, 32 gramdı, ardından risottomun üzerine ben yeterli diyene kadar rendeledi. Trüfü tekrar tarttı, 28 gram kalmıştı. Ardından alet edavatını alıp yanımızdan ayrıldı. Tereyağı ile hazırlanmış, fazla lapalaşmadan diri bırakılmış risotto üzerine tadını bırakan beyaz trüf güzeldi, ama biraz daha aromatik olmasını beklerdim. Yine de yemeğimi yavaş yavaş yerken büyük keyif aldım. Ercan da ıstakozlu spagettisini çok beğendi ve La Famiglia'yı bir daha gelinecek ve hatta dostlarımızı getirebileceğimiz restoranlar listesine eklediğini söyledi. Yemeğimizin üzerine masamıza yanaşan tatlı arabasından Ercan profiterole benzeyen bir tatlı seçti ve afiyetle yedi. Tatlının müthiş olduğu konusunda güvence verdi. Yemeğimizin üzerine iki espresso istedik. Hesap 130 pound geldi. İçinde gramı 8,5 pound olan trüf, ıstakoz, yarım şişe şarap da olduğunu düşünürsek Londra standartları gözönünde bulundurulduğunda çok abartılı gelmedi bana. Bu arada biz çıkarken restoran tamamen dolmuştu. Klasik Toskana yemeklerini, rahat ama sıcak bir ortamda, etrafta güzel insanlarla birlikte makul sayılabilecek bir fiyata yemek için iyi bir seçim La Famiglia. Yemek 7, Dekor 7, Servis 7, Hesap 8, Lokasyon 8.

16 Haziran 2007 Cumartesi

Cappuccino ne zaman içilir?


Italya'da kahve, yeme-içme kültürünün çok önemli bir parçasıdır. Kahve İtalya'da keşfedilmediği halde kahve kültürünün İtalya'da ortaya çıktığı ve geliştiği bilinir. Bu kültür o kadar köklüdür ki dünyanın bir çok ülkesinde ve Avrupa'nın tamamında şubeleri bulunan Amerikalı kahve zinciri Starbucks, İtalya pazarına girmeye hala cesaret edememiştir. Bunun en büyük sebebi Italyanların espresso barları ile rekabet edemeyeceklerini düşünmeleridir.

Kahve İtalyan'ların geleneksel kahvaltısıdır. Sabahları işe gitmeden önce bu barlara uğrayıp hiç oturmadan espresso ya da cappuccinolarını yudumlayıp tekrar yola koyulurlar. Italyan'ların süt köpüklü kahvesi cappuccino İtalya'da sadece sabahları içilir. Daha doğrusu süt eklenen her çeşit kahve sadece kahvaltı zamanı tüketilir. Bu sepeble İtalya'da yalnızca turistler saat 11'den sonra cappuccino ısmarlar...

Türkiye'de ise günün her saati cappuccino ısmarlayabilir ve bunu yaptığınız için yadırganmazsınız. Biz de Meditrina'da kahvemizi dünyanın en iyi espresso makinesi markası olan Italyan Cimbali'nin en üst modeli ile hazırlıyoruz. Kullandığımız kahve ise kuşkusuz bir İtalyan markası...Illy'nin tüm dünyada satışa sunulan tek tip bir harmanı var. Ama ne harman! 13 farklı ülkeden 9 farklı çeşit Arabica çekirdeği ile hazırlanıyor. Arabica ise dünyanın en kaliteli kahve çekirdeği olarak biliniyor. Illy'nin bu özel harmanı hava geçirmeyen metal konteynerlere konularak paketleniyor. Böylece dünyanın neresine giderseniz gidin Illy ısmarladığınızda aynı harmanı ve aynı tadı bulacağınız garanti ediliyor.

Gerçek İtalyan kahve keyfi için doğru adres Meditrina.

26 Nisan 2007 Perşembe

Dana Carpaccio'nun doğuş hikayesi


Benim de restoran işine girdikten sonra öğrendiğim ilginç bir hikaye, Italyan restoranlarının klasikleşmiş lezzetlerinden olan dana carpaccio ile ilgili...Meditrina'nın da antipasto'ları arasında yer alan dana carpaccio 1950 yılında, Venedik'teki ünlü Harry's Bar'da yaratılmış...Restoranın hatırlı misafirlerinden Kontes Amalia Nani Mocenigo bir akşam yemeğe gelir. Ancak kontesin doktoru kendisine pişmiş et yemeği yasaklayan özel bir diyet uygulamaktadır. Hary's Bar'ın şu anki sahibinin babası Guiseppe Cipriani’ye bir anda ilham gelir ve şefin yanına giderek kağıt inceliğinde dilimler halinde çiğ et keserek üzerine mayonez, Worcestershire sosu, limon suyu ve sütün karışımından oluşan bir sosla servis etmesini söyler. Guiseppe yarattığı bu yemeğe, çalışmalarında aydınlık kırmızı renkler ve beyazlar kullanan İtalyan ressam Vittore Carpaccio’nun adını verir… Tabii zamanla her İtalyan restoranı kendi dana carpaccio recetesini yaratmış. Ekteki resimde Meditrina'nın carpacciosu var... Bu arada Guiseppe’nın oğlu Arrigo Cipriani, isminden de tahmin yürütebileceğiniz gibi New York, Londra, Hong Kong’da şubeleri olan dünyaca ünlü Cipriani restoranlarının kurucusu…